Esranın teklif ettiği kareler kelimesi fena diil sahiden.
Nacicim de sağolsun üşenmemiş araştırmış ve kelimenin fransız kökenli olduğunu ortaya çıkarmış. Anlamı anlık görüntü demekmiş. Hoş bir anlam doğrusu.
Ayrıca yine Naciden ilginç bir bilgi: İnciluzlar zamanında Taj Mahali tamamen İngiltereye taşımaya karar vermişler. Ama sonra o kadar tepki olmuş ki yerel halkdan, vazgeçmişler.
Biz de zamanında piramitleri, akrapolisi filan hep taşıyaydık bari. City's in olduğu yerde Keops olsa fena mı olurdu?
20 Aralık 2011 Salı
19 Aralık 2011 Pazartesi
Katmandu Günleri
Katmanduda kaldığım odadaki yatak hayatımda yattığım en rahat yatak diyebilirim. Veya bana Hindistan otellerinden sonra öyle geliyor olabilir. Kalkıp kahvaltı edip odaya gidip hazırlanıp tekrar sokağa çıkmam saat 11 i buluyor. Öğle öncesi programında Thamel sokaklarında amaçsızca dolaşmak, kaybolmak, laf atan satıcılara geri laf atmak, fotoğraf çekmek var. Kıyafetler, turistik ıvır zıvır o kadar güzel ki insanın bavulu bunlarla doldurup sonra İstanbulda ne yapacağım ben bunları demesi işten değil. Yürümekten çok sıkılıp yorulunca Garden of Dreams denen bir büyük bahçeye gidip oturuyorum. Biraz okumak biraz etrafa bakınmak. Cuma günü Bhutana ve Tibete gitme opsiyonlarını araştırdım. Bhutan günlüğü 200-300 USDa geliyor. Tibet içinse 7-8 gün gerekiyor minimumda. İkisinden de bu seferlik vazgeçiyorum.
Öğle yemeğini sokak arasında ufak ve dökük bir lokantada (buranın esnaf lokantası herhalde) MoMo yiyerek hallediyorum. Bir porsiyonu yaklaşık 80 kuruş. MoMo içinde et, sebze veya tatlı olabilen bir mantı türü. Tadı süper. Fotoları birazdan. Bu arada normal ortalama lokantalarda bir yemek artı bir içecek 5-10 USD buluyor gene.
Akşamüstü ise tarihi merkeze gidiyorum. Para tırtıklamaya çalışan dilenciler, rehberler benim peşimde, ben bu eski meydanın ihtişamını ve benzersizliğini gösterebilecek bir fotoğraf karesi yakalamak peşindeyim. İki taraf da başarılı olamıyor kanımca.
Akşam saat 5:30 gibi bir anda çöküveriyor karanlık. Karanlıkla beraber de soğuk. Poların üzerine balıkcı yaka kazak ancak idare ediyor. Katmandu zaten günde 15 saat civarı elektrik kesintisi yiyen bir başkent, özellikle de su seviyesinin düştüğü kış aylarında. Hava kararınca ortalık bir iki jeneratör, bolca mum dışında zifiri karanlık oluyor. Bu benim hoşuma gidiyor, zira akşam/gece dediğin karanlık olmalı bence. Sokaklar karanlık, dükkanların içi karanlık. Erken yemek yiyip yoldan biraz muz ve bira alıp otele yürüyorum. Yolda yüzlerce uyuşturucu satıcısı... Zamanında burası boş yere hippilerin merkezi olmamış herhalde. Bende de alıcı tipi var ki herhalde, her adımda birisi yanıma gelip "sir, marijuana? hashish?" filan diyor, allahtan "no" diyince gidiyorlar hemen. Yalnız dün biri epey bir takip etti beni, "seni hatırladım süper mal var elimde, purple haze?" filan diyip duruyor. İstemiyorumdan anlamıyor, en son sıkılıp öyle bir NO diye bağırmışım ki adama, şaşırıp sokağın ortasında kalakaldı...
Purple Haze şarkısını da severim bu arada...
16 Aralık 2011 Cuma
Top Of The World
Nepalde ikinci günüm. İlk izlenimler:
Burası tam bir renk cümbüşü. Hindistandan daha fakir bir ülke sözde ama bana İsviçreye gelmişim gibi geldi. Daha düzenli herşey, daha temiz. Burada da binalar eski püskü ama insanlar önünü süpürmüş, iki çiçek koymuş, önündeki buda heykelini süslemiş. Çoğu bina da bir restore edilse acaip şehir olur aslında.
Etraftaki himalayalardan ötürü tüm ülke bir outdoor spor cenneti. Her köşe başında trekking, dağcılık, mountain bike, rafting firmaları var. Gelen turistin de çoğunluğu bunun için geliyor. Ama trekking sezonu kasım sonunda bitmiş durumda.
Burada da trafik ters akıyor. Normalde sorun değil ama büyük dörtyol ağızlarında kimin nereden geleceğini karıştırıyorum ve şaşkın tavuk gibi arabaların ve bisikletlerin arasında sağa sola koşturuyorum.
Buranın en turistik yerinin adı Thamel. Beyoğlu uzunluğunda birbirine paralel 3-4 sokak ve bu sokaklar turistik eşyacı, outdoor acentası, otel, restoran, kitapçı, tshirtcü, çantacı, incik boncukcu, gümüşcü, takıcı dolu. Turistlerin, özellikle bayanların bayılacağı bir yer. Harbiden süper şeyler var. Özellikle de büyük Gurka bıçaklarının satıldığı dükkanlar. İsteyen varsa 30-50 USD a getirebilirim.
İnsanlar müthiş. Hintlilerin biraz daha çekik gözlü çinlileşmiş hallileri. Çok güzel, saygılı, dostane ve mahçup tipler. En turistik dükkanda bile yapışkanlık yapmıyorlar. Fotolar birazdan...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)